İş dünyasında davranış, temsil ve profesyonel duruşun dönüştürücü gücüne inanan Işılay Başkonak; modern kurumlara yeni bir bilinç kazandırıyor. Ankara Life sayfalarında, hem bireylerin hem de kurumların potansiyelini davranış odaklı yaklaşımıyla nasıl güçlendirdiğini keşfediyoruz. Keyifli okumalar dileriz.
Röportaj: Hatice Şeyma Basut

Kariyerim turizmde başladı. Farklı kültürlerden insanlarla birebir temas hâlinde olmak, hem insan davranışını hem de iletişim dilini çok genç yaşta anlamamı sağladı. Bu dönem, sezgilerimi güçlendiren gerçek bir okul gibiydi. Ardından bankacılık geldi; disiplin, analitik düşünme ve süreç yönetimi burada şekillendi. Benim için sektör değiştirmek hiçbir zaman yön değiştirmek değildi; aksine, birikimimi yeni bir alanda derinleştirmek ve büyütmek için bir fırsattı. Turizm ve bankacılık gibi iki farklı dünyanın bana gösterdiği ortak bir gerçek vardı: İnsanı anlamadan hiçbir kurumsal dönüşüm mümkün değil. Zamanla şunu fark ettim: İnsan davranışını dönüştürdüğünüzde, hem bireyin hem de çalıştığı kurumun kalitesi değişiyor. İşte bu farkındalık, beni bugün yaptığım işe, davranış bilinci ve profesyonel duruşa odaklanan bir yolculuğa taşıyan en önemli dönüm noktası oldu.
Yılların birikimiyle Auriven Global’in kurucususunuz. Özellikle Ankara’da yürüttüğünüz eğitim ve danışmanlık çalışmalarında odaklandığınız temel ilkeler ve yöntemler nelerdir?
Auriven Global; davranış bilinci, temsil kültürü ve profesyonel gelişim alanlarında kurumlara modern, uygulanabilir ve sahada gerçek karşılık bulan çözümler sunan bir gelişim markasıdır. Amacımız, kurumların iletişim kalitesini ve profesyonel duruşunu güçlendirerek sürdürülebilir bir etki yaratmalarına destek olmaktır. Kurucu olarak çalışmalarımda üç temel ilkeyi merkeze alırım: davranış bilinci, iletişim kalitesi ve kurumsal zarafet. Her kurumun kendine özgü bir ritmi ve kültürü olduğuna inanırım. Bu nedenle sürece daima önce dinleyerek başlarım. Hazır şablonlar yerine, kurumun gerçek ihtiyaçlarını karşılayan özel programlar oluşturmayı tercih ederim. Türkiye’nin kültürel zenginliğini modern dünyanın beklentileri ve küresel iş yapış biçimleriyle harmanlamak benim için çok değerli. Eğitimlerde hem kültürel derinliği hem de insan merkezli yaklaşımı korumaya özen gösteririm. Ve en önemlisi: Sadece bilgi aktaran değil, davranışı dönüştüren bir yöntemle ilerlerim.Çünkü bilgi, davranışa dönüşmediği sürece gerçek bir fayda üretmez. Bu yaklaşım; kurumların kendi kimliğini daha net tanımasına, ekip uyumunun güçlenmesine ve modern iş dünyasına çok daha sağlam bir adaptasyon sağlanmasına katkı sunar.

Turizm ve nezaket eğitimleri üzerine yaptığınız çalışmalar dikkat çekiyor. Bu iki alanı birleştirirken nasıl bir vizyonla ilerliyorsunuz?
Turizmle başlayan profesyonel yolculuğum, farklı kültürlerle temas ederek insan davranışının iş hayatındaki etkisini derinlemesine görmemi sağladı. Sahne önü liderlik ve temsil gerektiren bu yıllar, davranışı sezme ve okuma konusunda güçlü bir temel oluşturdu. Bankacılık, bu sezgisel temelin üzerine analitik bir yapı ekledi. Aile çevremdeki devlet protokolü, gastronomi ve akademi deneyimi ise temsil kalitesi ve detay yönetimine çok boyutlu bir farkındalık kazandırdı. Bu birikim birleşince; davranış, temsil ve profesyonel iletişimi tek bir çatı altında toplayan özgün bir bakış açısı oluştu. Çünkü gerçek etki, sadece bilgi vermekle değil; davranışı doğru okuyup doğru yönetebilmekle ortaya çıkar. Nezaket eğitimlerinde vizyonum; kendi kültürümüzden gelen zarafeti modern hizmet standartlarıyla bir araya getirmek. Bugünün hizmet kalitesi yalnızca hızla değil; empati, iletişim, duygusal zekâ ve davranış bilinciyle ölçülüyor. Bu nedenle eğitim yaklaşımım üç noktaya dayanıyor: Kültürel değerleri modern hizmet beklentileriyle bütünleştirmek, Nezaketi stratejik bir avantaj hâline getirmek, Teknoloji ile insan temasını doğru dengeye oturtmak, Sektöre kazandırmak istediğim; davranış bilinci yüksek, kültür duyarlılığı gelişmiş ve misafir deneyimini bütüncül yönetebilen bir hizmet kültürü.Turizmle başlayan profesyonel yolculuğum, farklı kültürlerle temas etme fırsatı vererek insan davranışının iş hayatındaki etkisini derinlemesine anlamamı sağladı. Sahne önü liderlik ve temsil gerektiren bu dönem, davranışı sezme ve okuma konusunda güçlü bir temel oluşturdu. Bankacılık ise bu sezgisel temel üzerine analitik bir yapı ekledi.Aile çevremdeki devlet protokolü, gastronomi ve akademi deneyimi ise temsil kalitesi, detay yönetimi ve çok boyutlu farkındalık konusunda beni daha da geliştirdi. Tüm bu birikim birleşince; davranış, temsil ve profesyonel iletişimi tek bir çatı altında toplayan özgün bir bakış açısı ortaya çıktı. Çünkü gerçek etki, yalnızca bilgi vermekle değil; davranışı doğru okuyup doğru yönetebilmekleoluşuyor.Nezaket eğitimlerindeki vizyonum; kendi kültürümüzden gelen zarafeti modern hizmet standartlarıyla bir araya getirmek üzerine kurulu. Günümüzde hizmet kalitesi sadece hızla ölçülmüyor; empati, iletişim, duygusal zekâ ve davranış bilinci en belirleyici unsurlar hâline geldi.
Bu nedenle eğitim yaklaşımım üç temel noktaya dayanıyor:
- Kültürel değerleri modern hizmet beklentileriyle bütünleştirmek,
- Nezaketi stratejik bir avantaj hâline getirmek,
- Teknoloji ile insan temasını doğru dengeye oturtmak.
Sektöre kazandırmak istediğim; davranış bilinci yüksek, kültürel duyarlılığı gelişmiş ve misafir deneyimini bütüncül şekilde yönetebilen güçlü bir hizmet kültürüdür.
Bugün danışmanlık sürecinde ‘başarı’yı nasıl tanımlıyorsunuz? Bir başarı hikâyesi sizin için ne zaman tamamlanmış olur?
Benim için başarı, hayatın bütününde kurulan dengedir. Ne sadece işte elde edilen sonuçlar ne de yalnızca huzurlu bir özel yaşam tek başına başarıyı tanımlar. Gerçek başarı, bu iki alanın birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkar. Danışanlarıma sık sık hatırlatırım: Başarı, yürüdüğün yol kadar, o yol boyunca kendine nasıl davrandığındır.Disiplin kadar nefes almak, gelişmek kadar değerlerini korumak, ilerlemek kadar iç uyumunu gözetmek gerekir. Çünkü başarı dışarıdan görünen bir tabela değil; içeride kurulan düzendir. Hayat tek boyutlu değildir; zihin, duygu, ilişki ve hedefler bir bütündür. Bu nedenle benim için bir başarı hikâyesi; birey kendi yaşamına daha bilinçli yön vermeye başladığında ve kurum kendi kültüründe sürdürülebilir bir denge oluşturduğunda tamamlanmış olur.

Genç profesyonellere önerileriniz neler olur?
Bugün artık yalnızca mesleki bilgi yeterli değil. Davranış bilinci, iletişim becerisi ve kültürel farkındalık; özellikle turizm gibi insan odaklı sektörlerde en kritik başarı unsurları hâline geldi. Öğrenmeye açık olmak, empatiyi kaybetmemek ve profesyonel duruş geliştirmek, genç profesyonelleri her zaman bir adım öne taşır.Gençlere en önemli önerim şu: Kendinize yatırım yapmayı asla ertelemeyin. Çünkü insanı anlamak, hangi alanda olursanız olun, sahip olabileceğiniz en güçlü avantajdır.
Son olarak, hikâyenizden ilham almak isteyen okuyucular için bir mesaj paylaşır mısınız?
Turizmle başlayan yolculuğumda tanıdığım her kültür, bana yeni bir bakış açısı kazandırdı. Zamanla şunu gördüm: Kendi deneyimini doğru okumayı öğrenen kişi, kendi yönünü de çok daha net çizebilir.Küçük adımların etkisini asla hafife almamak gerekir. Bazen birkaç dakikalık bir okuma, bazen bir davranışı değiştirmek, bazen de sadece durup düşünmek bile gerçek dönüşümün başlangıcı olabilir. Kendi potansiyeline alan açan herkes, bir süre sonra yolunu doğal olarak bulur.
Benim mesajım şudur:
“Bugün bulunduğun yer, senin seçimlerinin sonucudur. Yarın nerede duracağını belirleyecek olan da yine sensin. Bekleyen geride kalır; gelişmek isteyen bugün adım atar. Karar veren, oyunu değiştirir.”
